Bu yazımızda “Yeraltı Edebiyatı ve Distopik Kitaplar” konusunu, Marmara Üniversitesi SHMYO Patoloji Teknikleri Bölümü öğrencisi Yasemin Şekerci’nin Süper Ergen’e verdiği bilgiler ışığında sizlerle paylaşmak istiyoruz.

“Yeraltı Edebiyatı”na ait ilk örneklerin 18. yüzyılda ortaya çıktığını ve o zamanki düzene karşı duruşu simgelediğini biliyoruz. Toplumda konuşulamayan, örtbas edilen ahlak dışı yaklaşımlar, şiddet, kaba cinsellik ve çarpıklıklar, bu kitaplar aracılığı ile su yüzüne çıkıyor, şekil buluyor, üzerinde konuşuluyor, görünür somut birer cisim haline geliyor. Tümden “iyi” ve “iyilik” olmadığını; kahramanların mutlaka güzel, zengin, mükemmel olmadıklarını görüyoruz.  Bu edebiyat akımının ilham kaynağı veya fikir babası olarak Sadizmin simge ismi Marquis de Sade gösteriliyor.

“Distopik Kitaplar” dendiğinde ise, ideali yansıtan “ütopya”nın aksine, kötümser bir bakış açısı ile gelecekte her şeyin çığrından çıkacağı berbat bir toplumu hayal eden, kurgusunu bu düşünce üzerine inşa eden kitaplardan söz ediyoruz.

Yeraltı edebiyatı ve distopik kitaplar, okuyucuyu alternatifleri düşünmeye zorlayan, hayatı sorgulatan, kışkırtan ve belki de böylece çok geç olmadan çözüm arayışlarına itebilmeleri nedeni ile de ilgi çekicidir.

Bu girişten sonra konuğumuza dönelim. Bakalım, kendisi ilgiyle takip ettiği bu yazı akımı çerçevesinde bize neler anlatacak;

Yeraltı edebiyatı, bize hayatın yüzeysel kısmını değil, daha çok dünya düzenini ve insanların iç dünyasını anlatıyor.

Bizden önce yaşamış ve dünyaya egemen olmuş insanların kurduğu bir dünya düzeninde doğduk ve buna göre yaşıyoruz. Bize öğretilenleri gelecek nesillere aktarıyoruz. Bu hep böyle devam etti ve ediyor.

Günümüzde insanlar artık toplumun sorunlarını sıradan, kendi bireysel sorunlarını ise önemli görmeye başladı. Gitgide birbirimizden uzaklaşıp, artık kendimize bile yabancılaşmaya başladık diye düşünüyorum. Reklamlar, sosyal medya vs. aslında bize bu döngünün nasıl olduğunu en iyi şekilde anlatıyor, ama biz bu büyüye kapılıp bunu maalesef göremiyoruz.

İnsanlar modern hayatta kendilerinin mutlu olduğunu düşünüyorlar ama gerçekten mutlular mı bunu hiç bilmiyorum. Tüm hafta çalışıyor ve tatil günü gelince bir nefes alıp kazandığımız parayı harcamaya başlıyoruz. İhtiyacımız olsa da olmasa da… Aslında ihtiyacımız olan tek şey düşünmek. Neden, nasıl diye sormak. Sırf mutlu olmak için değil, mutsuz bile olunsa, gerçekleri görmeye çalışarak yaşamak. Tüm mesele bundan ibaret.

Yasemin Şekerci bize bazı yeraltı edebiyatı ve distopik kitap seçenekleri de öneriyor. Konuğumuzun seçkisine dayanarak, hayal gücünün ve yaratıcılığın en ilginç örnekleri arasında olan bu kitaplardan bazılarını sunuyoruz:

Fahrenheit 451 – Ray Bradbury: İtfaiyecilik mesleğinin kitapları yakmak üzerinden yürütüldüğü bir dönemde yaşayan itfaiyeci ana kahramanımız Guy Montag, bir genç kızla tanışana kadar işini seven birisidir. Ama genç kızla olan sohbetinden sonra yaptığı işi düşünmeye başlar ve bu durum, karısı dahil kimsenin hoşuna gitmez.

Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley: Gelecekte, “Ford’dan sonra 632 yılında” bir toplulukta evlilik, aile gibi günümüzde halen geçerliliğini sürdüren kavramların ayıp olduğu bir yer bulunur. Bu toplulukta insanlar sınıflara ayrılır ve sürekli cam şişeler içinde yeni bireyler üretilir. Daha küçük yaşlardan itibaren insanlar, uykuda eğitim ile yaşamları boyunca mutlu olurlar. Bu topluluktan farklı bir yerde şu anki sisteme göre yaşayan insanlardan John adında bir genci yeni düzendekiler test ederler, fakat John (onların deyimiyle Vahşi), sürekli mutluluk karşısında zorlukları ve mutsuzluğu özler.

Beyaz Zenciler – Ingvar Ambjörnsen: Bu kitap, aynı apartmanda yaşayan üç yakın arkadaşın küçük yaştan beri birbirine olan bağını ve hayatlarını göçebe şeklinde yaşayışını ele alır. Lüks veya parmakla gösterilecek yaşamları yoktur. Toplumun istediği gibi değil kendi istedikleri gibi yaşamayı başarmış insanlardır.

Yabancı – Albert Camus: Annesini yeni kaybetmiş bir adamın arkadaşları ile plaja gitmesi ve birtakım olaylar sonucunda bir adamı vurması anlatılır. Mahkemede adamı vurduğu için değil de annesinin arkasından yas tutmadığı için yargılanır Meursault. Fakat Meursault aslında ölümü sıradan gören birisidir.


Kinyas ve Kayra – Hakan Günday: Bu kitapta iki adam, iki kaybolmuş hayat vardır. Duyguların, insanların ve hayatın sahte olduğunu düşünen ve yaşamaya değer bulmadıkları bu dünyada hayatta kalmaya çalışan iki kişi anlatılır. Pek çok monolog konuşmanın yer aldığı kitap, iki karakterin iç dünyalarını ve dünyanın gerçekliğini önümüze serer. Üç bölümden oluşan kitabın ilk bölümü, iki arkadaşın hayatlarını nasıl geçirdiklerini anlatır. İkinci bölümde, Kayra ve Kinyas’ın yolları ayrılır ve Kayra’nın hayatını öğrenmeye başlarız. Üçüncü bölümde ise Kinyas’ın Türkiye’ye dönüp hayata tekrardan başlaması anlatılır.

Yasal Uyarı: Her hakkı www.superergen.com’a ait olan özgün içerik, Fikir ve Sanat Eserleri ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. http://www.superergen.com adresine çalışır durumda link verilerek alıntı yapılabilir.