Eğitim Felsefesi - Öğrenme Psikolojisi İlişkisi
Yazan: Gönül Sezer - Eğitimci, PDR - 20.02.2017



Eğitim felsefesinin, öğrenme isteği ve başarıda aldığı etkin rol ile olan bağı, tartışmalara oldukça açık bir konusudur.

Varlık, sanat, ahlak, bilim, bilgi, siyaset ve din felsefelerini de içine alınca bu derin bağ, sorumlulukları olan bir karmaşa görüntüsüne döner.

Düşünce gücü, öğrenme yetisiyle birleştiği anda bir çok kavram, bilgi ve davranış olarak yerini alır, anlam kazanır ve kavrama gücü devreye girer. Ancak bunun, toprağa verilen ilk su damlasının yayılırken bıraktığı verimlilik gibi, tadında olması ve şu adımları takip etmesi çok önemlidir:

  • Öğrenme arzusunu sevdirebilmek;
  • Zorunluluktan çok, ihtiyaç olduğunun farkındalığını sağlamak;
  • Ardından bunu görsel, işitsel, duygusal ve psikomotor düzeyde beslemek;
  • Sonuçlarını test etmek.


Bizler, "sınav" olarak adlandırdığımız kavramsal bilgi değerlendirmesinin sonuçlarına odaklı sistemlerle çalışarak, sınav kaygısı yaratan eğitim sistemleriyle şekillenmişiz. Aslında değerlendirme yöntemleri çeşitlendirilebilirse, farklı zeka kuram ve çalışmaları devreye girebilir. Böylece öğrenci, istediği alanda eğitimine devam ettiği için kaygısızca ve başarıyla yol alır.

 

Felsefe, insanın bilme isteginden doğmuştur. İnsanoğlu, çoğu zaman pratik kaygıları, kimi zaman da sırf bilme isteğinden ve meraktan anlamaya çalışmış, bilmek için çaba harcamıştır.

  • Ben kimim?
  • Niçin  buradayım?
  • Varlık nedir?
  • Yaşamanın amacı nedir?


gibi sorulara cevaplar aramıştır.

Bu sorular ilk olarak, bilimin ilk meyvelerini verdiği yerlerde, Mısır, Çin ve Hint Medeniyetleri'nde sorulmaya başlanmıştı. Önceleri, soruların sorulma nedeni ya da cevapları, mistik ve dinsel öğeler taşıyordu. 

İlk olarak, Eski Yunan toplumunda gelişmeler olmaya başladı. Yunanlı düşünürler, hayatın anlamını çözebilmek istiyorlardı ve mitolojik unsurları bir kenara bırakarak, bilgiye yönelmeye başladılar. Amaçları, bilgiyle çözüme ulaşmaktı. Bu çabanın adı “BİLGİ SEVGİSİ” oldu.

Böylece Yunanca'da, “PHİLİA” sevgi ve “SOPHİA” bilgi (bilgelik) sözcüklerinden, bugün kullandığımız felsefe sözcüğü doğmuş oldu.

İçerik olarak felsefe, insanı, yaşamı, evreni, var olan her şeyi, yalnızca biçim olarak değil, öz olarak da anlamak için yapılan, sistemli, düzenli, birleştirici bir çalışma kimliğine büründü.

Filozoflar, BİLGİ, BİLGİSİZLİKTEN İYİDİR” prensibini savunurlar. Bilgi, insana olayları, sorunları ve problemleri, daha iyi anlama ve karanlıktan çıkma olanağı saglar.



İnsanın önünü açan ve aydınlatan bilgiye sahip olması, başının dik durmasına yardımcı olur.

"NİÇİN?" sorusu sayesinde hayatımız daha anlamlı hale gelir. 

Sorgulamak, öğrenmeye atılan adımdır.

Kişisel mutluluk, elde edilen yeni bilginin güvencesiyle başlamıştır.


Farklı coğrafyalarda, farklı insanlar, farklı zaman dilimlerinde cevaplar ürettiler, elbette DOĞRU SORULARLA...



Yasal Uyarı: Her hakkı www.superergen.com'a ait olan özgün içerik, Fikir ve Sanat Eserleri ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. http://www.superergen.com adresine çalışır durumda link verilerek alıntı yapılabilir.




BU YAZIYI DA OKUMAK İSTEYEBİLİRSİNİZ

Gönülden Gönüllere