Ergen Çocuğumuzu Gerçekten Öğrenmeye Nasıl Yönlendirebiliriz?
Yazan: Ece Gökyar - 04.02.2017


1995 yılının başları...Günlerden bir gün bölümümüze, genel müdür imzalı ve “incelenmesi” şeklinde not düşülmüş bir yazı gelir. Kendimi birden o konuda araştırma yaparken bulurum.

Internet’in ülkemizde henüz emekleme yıllarıdır. Bulabildiğim tüm kaynaklardan akla yatkın bir sınıflandırmayla, üniversite tezi kıvamında bir kitapçık hazırlarım. Bir ay gibi kısa bir çalışmanın ürünü ve sınırlı imkânlarla tek bir kopya! Ve ben, okul sıralarındaki proje ödevlerimizi saymazsak, hayatımdaki bu ilk ciddi eserden inanılmaz gurur duymaktayımdır.

Elbette, araştırdığım projenin uygulanması ya da sadece eserimin beğenilmesi bile hissettiğim gururu fazlasıyla artırabilirdi. Ancak o tek kopyayı bugün bile elime aldıkça asıl hissettiğim, bambaşka ve tek bir duygu var! O da, önümde içinden çıkılmaz gibi görünen ve darmadağın bir bilgi yığını duruyorken, hevesimi kaybetmeyip devam ettirdiğim araştırma ve öğrenme sürecinden aldığım keyif!

İlginçtir, çok az insan öğrenme süreci konusunda aşağıda sıralanan 3 sorunun sorulması gerektiğini bilirmiş.

Öğrenme süreci,

- Düşünme biçimimizi nasıl etkiler?
- Bir konuya yaklaşımımızı nasıl etkiler?
- Kişiliğimizi nasıl etkiler?

Öğrenme, bir deneyimdir. Bu deneyimin içinde “not”, “alkış” ve diğer tüm geribildirimler, aslında mini minnacık bir yer kaplar ve hatta çoğu zaman hafızada yer bile kaplamazlar.

Bu sefer çok daha gerilere gidiyorum. Lise 1.sınıftayım. Hayatımdaki ilk kimya sınavından sınıfın hemen hemen en kötü notunu alıyorum. Döktüğüm gözyaşı ölçülebilir seviyede değil, inanılmaz mutsuzum. Minik bir abla dokunuşu ya da - itiraf ediyorum - yardımıyla, birkaç yıl içerisinde, "Kimyagerlik Bölümü"nü üniversite tercihleri arasına yazacak derecede koyu bir “kimyasever” haline dönüşüyorum. Ve üstelik, iyi bir ünivesitenin bu bölümünü kazanmayı başarıyorum da! 

Aldığım o ilk düşük not, öğrenme sürecimi tetiklemiş olabilir. Ancak bir kimyasever olmak, aslında konunun derinlerine inip ondan gerçekten zevk almakla mümkün olmuştur. Ayrıca sonraki yıllarda bu dersten aldığım notların hiçbirini hatırlamadığımı da eklemeliyim.

Konu “not” olunca, çoğu anne – baba – ergen üçlüsü arasında çatışma çıkmaması pek de mümkün değildir. Ancak not konusu aslında bir miktar karmaşık bir meseledir. Nasıl mı?

Matematik notları gayet iyi olan lise öğrencisi Sinan’a babası, son matematik sınavının nasıl geçtiğini sorar. Sinan’ın aklından süratle bir dolu düşünce geçer ve Sinan bunların arasında kaybolur.

Müthiş! Babam ne kadar ilgili, onca işi arasında sınavım olduğunu unutmamış!

- Bunu sorduğu iyi oldu, böylelikle okulda durumların ne kadar iyi olduğunu anlatma fırsatım oldu. Sonuçta harçlığımı arttırabilir de!

- Şimdi yanıt verirsem, her zaman yanıt vermemi isteyecek. Sonuç kötü olup da yanıt vermezsem de bunu anlayacak. Hiç yanıt vermesem mi acaba?

- Sınavı hatırladı ama bugünkü basket idmanı çıkışında almayı unutmuştu, neyse ki Berk’ler eve bıraktı da gecikmedim.

- Matematik sınavı? Hangi matematik sınavı???

- Bugün öyle çok şey yaşadım ki, matematik sınavını düşünecek halim kalmadı. Onunsa takıldığı konuya bak! Ne dememi bekliyor ki?

- Bana hiç güveni yok, niye sürekli kontrol ediyor anlamıyorum.

- Ne yani? Bu şekilde benimle ilgilenmiş mi olduğunu zannediyor? Tek derdim matematik sınavı değil ki benim!

Sorunun kendisi, zamanlaması, tonlaması ve daha birçok değişkenin yanı sıra, Sinan açısından bakıldığında herhangi bir yanıt bile aslında sıkıntı verici ve karmaşık yapılar içeriyor olabilir.

Aklından geçen onca düşüncenin sonunda Sinan’ın ağzından şu birkaç kelime dökülür: “Hı, evet, fena değildi.

Mevcut eğitim sistemimiz, çoğunlukla notları “tek başarı göstergesi” olarak saymaktadır. Notlar, bir öğrencinin düşünsel gelişiminin sadece bir yanını, hatta bir insan olarak gelişiminin çok küçük bir parçasını yansıtır. Çocuklar okula sırf iyi not almak için değil, öğrenmek için gitmelidirler der ebeveyn ve ergenlerle uzun yıllar çalışmış olan Dr. Michael Riera.
 
Bir ergene, edebiyat dersinin nasıl gittiğini sormak demek, aslında notlarını sormak demektir. Muhtemelen hiçbir ergen, bu konudan daha ötesinin sorgulandığı sonucuna varmayacaktır.

Ebeveyn açısından ise bu soru ile çocuğun yaptığı çalışmaların denetlendiği sonucuna varılabilir. Zira ebeveynlerin okul hayatıyla ilgili bildikleri iki gerçekten biri, sistemin notlar üzerine kurulmuş olduğu, diğeri ise bu sorgulamanın aynı zamanda çocukla ilgilenmenin tek yolu olduğudur.

İlgimizin merkezine “not”ları koyarsak, öğrenme konusunda merak ve heves duymamız çok zordur. Üstelik “mümkün olan en iyi notu alabilmek için” türlü çeşit oyunlara girmemiz de (ki bunlar kopya anlamına gelir!) nahoş durumlara sebebiyet verebilir.

Çocuklarımıza not meselesine hiç girmeden, öğrenmenin kalbine inen, onun dokusunu ortaya çıkaran sorular sormamız gereklidir. Ne gibi mi?


 

- Karmaşık bir matematik denklemini çözmekten vazgeçmek dururken, nasıl olup da sonuca ulaşmak için uzun zaman sabırla uğraştığını soralım.

- Tarih dersinde ilginç ya da sıkıcı bulduğu konuları soralım.

- İngilizce dersinde okudukları romanla ilgili düşüncelerini soralım.

- Verilen okuma ödevlerinin felsefe sınavındaki soruları yorumlamada işine yarayıp yaramadığını soralım.

- Görsel sanatlar dersinde yaptıkları çalışmalarda nelerden etkilendiğini ya da zevk aldığını soralım.

- Biyoloji laboratuarında yaptıkları deneylerden çıkardığı sonuçları soralım.

Eğitim ve öğrenme, yaşam boyu devam edecek bir süreçtir. Zevklidir. Heyecan verici, merak aşılayıcıdır. Zihni dinç tutar, yaşam kaynağıdır.

Ve çocuklar, gördüklerinden öğrenirler. Öğrenme konusunda da değişmez bir kuraldır bu!

Şimdi, bir yetişkin olarak, tam da bu yaşınızda neyi öğrenmek istediğinizi bir düşünün ve hemen yanı başınızdaki kâğıda yazmaya başlayın. Eee “öğrenmenin yaşı yok” dememişler miydi?


 
Kaynak:
Yönetici Anne Babalıktan Danışman Anne Babalığa – Dr. Michael Riera, Optimist Yayınları, Nisan 2005