Yazan: Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK * – 6 Temmuz 2017

Son yıllarda kanserin, özellikle de lenf bezlerinin veya lenfoid hücrelerin bulunduğu dokuların kanseri olan Lenfoma veya Hodgkin (Hoçkin) hastalığı artmaktadır.

Kanser, insan organizmasındaki bir tek hücrenin organizmada mevcut düzene isyanla bağımsızlığını ilan ederek kendine uydurduğu diğer hücrelerle düzeni yok etmeye yönelik anarşik bir harekettir. Bu anarşik çoğalmaya neden olan faktörler ortadan kalksa bile bu çoğalma sürecektir. İsyanın zamanında ve erken fark edilmesi, isyana karşı tıbbi, cerrahi, onkolojik, immünolojik (bağışıklık sistemi) ve psikolojik savaş araçları ile müdahale, isyanı bastırabilir.

Organlara göre kanser oluşumundaki bulgular şöyledir:


* Boyunda, çene altında, köprücük kemiği iç yüzünde ve kasıklarda ele gelen şişlikler (Lenfoma, Hodgkin),

* Ciltte geçmeyen kızarıklık veya yaralar (cilt),

* Baş ağrısı ve baş dönmesi ile birlikte dengesizlik hali (beyin),

* Uzun süren ses kısıklığı (gırtlak),

* Öksürük, kanlı balgam, göğüs ağrısı, nefes darlığı, yan ağrısı (akciğer),

* Boğazda yanma, yutkunma zorluğu, hazımsızlık (yemek borusu, mide),

* Makattan kan gelmesi, dışkılama şeklinde ve alışkanlıklarında değişiklik, karında şişlik, ağrı (bağırsak),

* Sarılık, kan değerlerinde değişiklikler, karaciğerin büyümesi, ağrı (karaciğer),

* Hazımsızlık, iştahsızlık, karın ağrısı, sulu ishal, sarılık (pankreas),

* Yumurtalıkta / testislerde herhangi bir şişlik veya kitle, boyutlarının değişmesi, asimetri, kanama (erkek yumurtalığı),

* Gece idrara kalkma, sık idrara çıkma, kanlı idrar, kasık – alt karın ve bel altında ağrı (prostat),

* Meme ucundan (kanlı) akıntı gelmesi, memede sertlik, memede kitle, meme cildinde büzüşme ve çekilmeler (meme),

* Anormal kanamalar ve akıntılar (rahim),

* Karında şişlik, ağrı, kanama, hormonal değişiklikler (kadın yumurtalığı),

* Belde ağrı, kanlı idrar, erken kemik metastazları (böbrek),

* Kanlı idrar yapma, ateşlenme (idrar kesesi).

Kanserin organizmaya etkileri ve ölüm nedenleri:

Beyinde yüksek basınç, yine beyinde ve diğer yerlerde; kanama, nekroz, ağır iltihap, organlarda beslenme bozukluğu, bağırsak tıkanıklığı, kansızlık, geniş apseler, solunum yollarının tıkanmaları, damar tıkanıklığı gibi harabiyetlerle ölüm meydana gelmektedir.

Günümüzde kanser, halen en önemli hastalık özelliğini sürdürdüğü gibi, hastaları yıllarca etkisi altında tutan, çevresine hüzün ve elem veren, maddi ve manevi yıkıma neden olan, aile ve ülke ekonomisini ilgilendiren, ölümü de yürekler acısı sahneler oluşturan bir sağlık sorunudur.

Kanser oluşumunda “dış etkenler” ile insan bünyesinde oluşun”iç etkenler” rol oynar. Dış etkenler; fiziksel ve kimyasal ajanlar ile bakteri – virüs – parazit gibi canlı etkenlerdir. İç etkenler ise, hormonal, kalıtımsal veya bağışık sistemi ile ilgili etkenlerdir. Bu etkenler hücrenin DNA’sını değiştirerek harekete geçirir. Özellikle dış etkenleri engellemek yerine, özellikle kendimiz üretiyor ve içinde yaşadığımız dünyamızı kendi ellerimizle yok ediyoruz.

Örneğin, sigara ve alkol, insanda her çeşit hastalığın nedenidir. Yurdumuzda sadece sigaranın sebep olduğu kanser, damar sertliği ve kalp hastalıklarından yılda tam iki yüz bin insanımız hayatını kaybetmektedir.

İleri teknoloji ve sanayinin yol açtığı atmosfer ve doğa kirliliği bizi kanserojen bir ortamda yaşamaya mahkum etmektedir. Teknolojiyi yanlış kullanmaktan, bacalara gerekli filtreleri takmamaktan dolayı termik santraller veya fabrika bacaları yıllarca çevresine ölüm saçmış ve saçmaya devam etmektedir. Denizlerimize, göllerimize ulaşan fabrika atıkları buradaki ekolojik dengeleri bozmuş, hayat bırakmamıştır. Çernobil felaketi yurdumuzda da binlerce sakat doğuma neden olmuştur. Biz istediğimiz kadar nükleer santrale karşı olalım, halen ilkel teknoloji ile çalışmakta olan burnumuzun dibindeki Ermenistan Metzamor ve Bulgaristan Kozloduy nükleer santrallerinin nükleer sızıntısı ülkemiz atmosferini oluşturmaktadır. Karışan kimyasal, kanserojen atıklarla Menderes nehri kırmızı, Ergene nehri siyah akmaktadır. Peki bunların suladığı verimliliği tükenmiş ovalarımızdaki ürünlerin insan organizmasında yapacağı tahribatın korkunçluğunu düşünebiliyor musunuz?

1991 ve sonrası Irak Körfez Savaşı’nda bombalanan petrol kuyuları ile 2010 yılında Meksika Körfezi’nde patlayan BP petrol kuyularından atmosfere yayılan zehirli gazlar, yine 2010 yılında Macaristan’da Tuna kenarında patlayan boksit atık depoları, hep kendi elimizle hazırladığımız felaketimiz değil mi?

O hale geldik ki, içtiğimiz sular ve topraklar sürekli kanserojen maddelerle kirletilmekte olduğundan yediğimiz ve içtiğimiz her şey kanser etkisi göstermektedir. Türkiye’nin toprağı çöl olmakla kalmıyor, aynı zamanda zehirleniyor, genetiği değiştiriliyor. Diğer yandan, atmosfer ise fiziksel, madensel ve kimyasal ağır kanserojen atmosfere dönüşüyor.

Sanayileşelim, nükleer enerjiden yararlanalım, fakat kanserleşmeyelim. Ağır sanayi ve nükleer enerjiyi çevreyi kirletmeyecek, çevreye ve insana zarar vermeyecek önlemler çerçevesinde, modern teknolojik usullerle kullanalım. Tohumlarımızın ve ürünlerimizin genetiğini değiştirirsek, insanımızın da genetiğin değiştirmiş, insanımızı insan olmaktan çıkarmış oluruz. 


* Prof. Dr. İbrahim Öztek, Patoloji ve Sitoloji Uzmanı, Amerikan Anjioloji Koleji Bilimsel Konsey Üyesi (FACA – 1993), Anadolu Aydınlar Ocağı Genel Başkanı’dır.



Yasal Uyarı: Her hakkı www.superergen.com’a ait olan özgün içerik, Fikir ve Sanat Eserleri ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. http://www.superergen.com adresine çalışır durumda link verilerek alıntı yapılabilir.