İki Erkek Ergen Annesi Olmak
Yazan: Ecz. Elif Taner - 10.12.2016



Güzel bir Mayıs sabahıydı ve ben, güzel dinlendirici bir uykudan sonra kapının açılmasıyla uyandım. Kapıda gördüğüm, ellerinde bir tepsiyle bana gülümseyen iki erkek ergendi. Biri on altı, diğeri on üç yaşında. Şaşkınlıkla onlara bakıyordum, bana nefis bir kahvaltı hazırlamışlardı. Omletim, portakal suyum ve yanında kıpkırmızı domates dilimleri ve pamuk beyazı peynirle. Babalarının haberi bile yoktu. Tepside şirin bir vazoya iliştirilmiş çiçek ve ona yapıştırılmış bir not; "Annecim anneler günün kutlu olsun, seni çok seviyoruz."

"İşte bu!" dedim. "Bu anı yaşamak, her şeye değer!" Yıllarca verdiğim emek, uykusuz geceler, yorgunluklarıma rağmen onlara gösterdiğim sabır, her koşulda yanlarında olmam ve birlikte her soruna çözüm arayışımız...Hep birlikte olmak, en mutlu ve mutsuz olduğumuz anlarda. Aslında galiba sihirli kelime bu; BİRLİKTE! Ama onların bireysel özgürlüğüne müdahale etmeden… Kısacası, bir "ekip çalışması" gibi…

Gözlerim dolarak baktım onlara, nasıl da büyümüşlerdi! Bunca yıl ilmek ilmek, emek vererek, doğdukları andan başlayıp içime en sağlam iplerle örülen annelik duygusuyla, içgüdülerimi ve aldığım tüm eğitimleri birleştirip harmanlayarak Elif'e özgü bir annelik modeli çıkarmıştım. Tıpkı dünyadaki her bir annenin oluşturduğu gibi.

Ama biliyordum ki, bu sabahki sürprizi yaptıran, sadece onlara verdiğim sevgi ve şefkat değildi! Benim hep anlatmaya çalıştıklarımdan, başkalarına, olaylara, durumlara yaklaşımımdan ve asıl onlara nasıl davrandığımdan beslenmekteydi. Çok güzel gözlemliyorlar ve her durumda güven duydukları annelerinden öğrenerek büyüyorlar...

Superergen.com sitesinden yazı yazmam istendiğinde, önce bir durdum düşündüm. Bu yazı, asla genele hitap etmeyecekti. Bizimkilerin de dâhil olduğu anne-babası üniversite mezunu, bol kitap okuyan, tiyatro, sinema takip eden, seyahat eden ve çalışan bir ailede yetişen, kolejde okuyan, hafta sonları sanat ve spor aktivitesine katılan çocuklar olduğu gibi, okula gidemeyen, ailesinin maddi imkânsızlıkları nedeni ile evde sürekli kavga ve huzursuzluk yaşayan, hiçbir hayalini gerçekleştiremeyen, hatta çocuk yaşta çalıştırılan veya evlendirilen çocuklar da var bu ülkede. Üstelik ikinci grup daha da ağırlıkta!

Genele hitap edebilmek tam mümkün olamasa da, ben de şekillerden uzaklaşıp duygulara, değerlere odaklanmaya karar verdim.

Kadın olmak, anne olmak dünyanın en güzel duygularından, ama bir o kadar da en büyük sorumluluklarından. Hamile kaldığın andan başlayan içgüdüsel sahiplenme, sevme, koruma, besleme ve büyütme olgusu ile her kadın, istisnalar hariç, yavrusunu büyütebilir.

Asıl konu, çocuğu hayata, topluma, gelecekte birlikte yaşayacağı eşine ve ileride alacağı diğer rollere hazırlamak.

Bana göre, aile içinde özellikle anne ile çocuklar arasında oluşması gereken en önemli bağ, belki de sevgi ve şefkatten de önce "güven" duygusu.

Bir çocuk, her şartta ve her ne olursa olsun, onun yanında olacağınızı ve koşulsuz destek vereceğinizi bilmeli. Siz bu güveni oluşturduğunuzda, kendileri de bu desteğe layık olacak şekilde sorumluluklarını yerine getiriyor olacaklar.

İki çocuk olduğunda, hele de iki erkek kardeş ve benimkiler gibi yaşları da yakınsa, o zaman da "eşitlik" ve "adalet" kavramı çok net oturmalı.

İki kardeşe de eşit mesafede durabilmek! Dönemsel ve durumsal zorunluluklardan kaynaklı sebeplerle bu mesafeler daralıp genişlese de asla ayırdedilmediğini bilen ergenler gönül rahatlığıyla büyüyecek, hatta kardeşler de ilgi önceliğini birbirlerine rahatlıkla vereceklerdir.

Övmek ve takdir etmek, çocuğun özgüvenli yetişmesinde destekleyici unsurlar olabilir ancak dengenin bozulmaması için her iki kardeşin de yeteneklerinin belirlenmesi, başarılı oldukları konuların öne çıkarılması ve eksiklerinin rahatlıkla paylaşılması gerekmektedir.

Çocukların karakterleri de bu konuda size yol gösterecektir. Birinin çok fazla önem verdiği onaylanma, takdir edilme, alkışlanma desteği, diğerinin hiç önemsemediği, hatta rahatsız olduğu bir durum olabilir. Kısacası hiç kolay değil!

Şimdi genelden bahsedecek olursak, ekonomik özgürlüğün azaldığı, ailenin eğitim seviyesinin düştüğü durumlarda bile anne-çocuk/çocuklar için aklıma gelen yaklaşım, birlikte her şeyi paylaşabilen bir ekip olabilmek. Ekibin lideri geleneksel ailelerde baba gibi gözükse de, aslında yine annedir. O, iki taraf olmuş, çatışan baba ve çocuklar arasında bile bir arabulucu, bir tercümandır.

Unutmayalım ki, dünün küçük sevimli erkek çocukları ergenlik döneminde içlerine kapandıklarından biraz uzaklaşmaktadırlar. Bu döneme kadar ne ekiyorsak, onu biçiyoruz. Bundan sonra da değişimler olası, ama özünde yerleşen hayat görüşleri, aldıkları değerler onların olmazsa olmazları olacaktır.

Hayatta her konuda olduğu gibi çocuklarla olan ilişkimizde de "denge" olmalı. Her insanın, birçok alanda aktif olduğunu ve bunun da dengede olması gerektiğini kendilerine açıkça ifade etmeliyiz. Benim de hayat çarkımda en önemli onlar olsalar da, işim, eşim, hobilerim, sosyal yaşamım ve ailenin büyüklerine ayırdığım zamandan da çalmamaya çalıştım.  

Ergenlik döneminde zaten onlar da sizinle daha az zaman geçirmekte ve ilgileri, arkadaş ve hobilerine yönelmektedir. Önemli olan, birlikte geçirdiğiniz anların gelecekte güzel anılar olarak hatırlanması.

"Sorumluluk bilinci", yalnız ders çalışıp ödev yapmak değil, hayatın içinde başka konularda da sorumluluk almaktır. Erkek çocukların, hele de ergenlik döneminde, odaları tahmin edileceği gibi...Eğer siz toparlarsanız, onları tembelleştirip sorumsuz yaparsınız. Bu konuda sorumluluğu onlara yüklemek gerekmektedir. Ayrıca yalnız odaları değil, ev içindeki ortak alanlar ve işler konusunda da iş bölümü yapılmalıdır.

Onlara bir anne olarak, "kadın" olmanın, evin tüm işlerini yapmak gibi bir zorunluluk getirmeyeceğinden, temizlik, yemek, bulaşık, ütü gibi işleri erkeklerin de gayet iyi yapabileceğinden ve hatta meslek olarak seçenlerin de çok başarılı olabildiklerinden bahsedebilirsiniz.

"Saygı bilinci", erkek çocuklarda daha da önem taşımaktadır. Bir restoranda servis eden garsona teşekkür etmek, birinin bir eşyası düştüğünde onu alıp vermek, sorunları bilek gücü ile değil konuşarak çözmeye çalışmak, asla kadına ve çocuğa el kaldırmamak ve duygularını açıkça sözlü olarak ifade edebilmek çok önemli!

Erkek olmaları, duygulardan, duyarlılıklardan ve empatiden uzak olmalarını gerektirmiyor. Bugüne kadar kuşaktan kuşağa gelen bu öğrenilmiş, modellenmiş, kalıplaşmış erkek-kadın davranış biçimleri artık değişmek zorunda. İki cins için de doğru olan iletişim şekli öğretilmeli ve yaşatılmalı.

Okullarda üreme ve cinsellik eğitimlerinin veriliyor olması güzel, ama bu konuları bir de en güvendikleri ve inandıkları annelerinden duymaları da faydalı olacaktır.

Karşı cinse saygı duymayı, bir arada olmak istemediği zaman ısrarcı olmamayı, cinsel açıdan kontrollü olmaları gerektiği, cinsel sağlık açısından olası riskleri ve doğum kontrol yöntemlerini anlatmak gerekmektedir. 

Geleceğin erkek arkadaşı, sevgilisi, eşi, babası, işvereni, yöneticisi, çalışanı olacak bu çocuklara elimizden geldiğince destek olmalıyız.

Ergenlerinizle mutlu, huzurlu ve eğlenceli günler dileğiyle.



BU YAZIYI DA OKUMAK İSTEYEBİLİRSİNİZ:

Oyuncak Bahane, Sevgi Şahane!