Yazan: Feyza Güngeviş Çağatay – ICF Profesyonel Yaşam Koçu, ACC ve Yaratıcı Psikoterapist – 06.01.2017

Süper bir ergendi aslında; itaat seviyesi yüksek, pek itiraz etmeyen, sorgulamayan, annesinin kuralları dışına çıkınca, evde yaşayacağı yorucu gerginliği göze alamadığı için kural ihlali yapmayan, ancak yaptığı zamanlarda da yaşanan baskının yorgunluğunu uzun süre üzerinden atamayan ve neredeyse sorun çıkartmayan süper bir ergen! İşte sorun da buydu aslında, “süper” olması. Kendi hayatı pek yoktu, kendi fikirleri de yok sayılırdı, yani aslında vardı ama artık onları içindeki ebeveyn sesinin yüksekliğinden kendisi bile duyamıyordu. Duyduğu ses, fark etmese de, annesinin sesiydi; “Eve erken gel”, “Borçlarımızı ödememiz lazım”, “Hayat zor”, “Çalışmak ve sürekli para biriktirerek önümüzdeki yıllarımızı, hatta ölene kadar olan zamanı garantiye almamız lazım”, “Çalışman lazım”, “Eve para getirmen lazım”, “Hafta sonları evi temizlememiz lazım”, bunlar olmalı, şunlar yapılmalı, -meli, -malı, şart, zorunlu derken, bir de baktı ki, kendi hayatının içerisinde kendisi yok olup gitmiş.

Ayşe bana geldiğinde 38 yaşındaydı. Ailesi ile yaşıyor, çalışıyor ve ailesinin ihtiyacı olmadığı halde, maaşının büyük bir kısmını onlara veriyordu.Çok istediği halde evlenmemişti ve hala eve 15 dakika gecikse bile annesi sürekli arıyor ve onun vicdanına dokunacak bir sürü laflar edip telefonu kapatıyordu. Ayşe kırk yılda bir arkadaşları ile gezmeye çıktığında ebeveynleri tarafından sürekli aranıyor, geç kaldığında da zaten dostları ile geçirdiği kısa zamanın cezasını evde iğneleyici sözlere, sürekli söylenmelere ve suçlamalara maruz kalarak ödüyordu.

Bu sadece bir örnek, size yakın olabilir, çok çok uzak olabilir. “Canım olur mu öyle şey, o da hiç mi ses çıkartmamış.” diyebilirsiniz. Hepsi kabul, ancak bu, yaşanmış ve yaşanmakta olan gerçekleri değiştirmiyor. 

Gençler, çoğunlukla çocukluklarından itibaren ebeveynlerine kendilerini ispat için çabalıyorlar, çünkü çocukluklarında onlara şu mesaj verilmiş; “Benim istediğim gibi olmazsan seni sevmem.” Bu mesajı bilinçli vermiyorsunuz, ancak yaptığınız hareketler, cümleleriniz, yaklaşım ve tutumlarınız, çocuğa bu şekilde ulaşıyor.

Psikoloji, elbette bu konuya birçok pencereden bakıyor ve birçok yaklaşım yardımı ile çalışıyor. Bunlardan bir tanesi de Transaksiyonel Analiz. TA (transaksiyonel analiz) şunu diyor;

Ebeveyn durumu; Bireyin yaşamında karşılaştığı ebeveyn figürlerinin duygu, düşünce ve davranış örüntüleri takımıdır.

Çocuk durumu; Bireyin yaşamla baş etmek üzere kendi potansiyelini işe koşarken, kendisinin oluşturmuş olduğu ve çocukluğundan da izler taşıyan duygu, düşünce ve davranış örüntüleri takımı.

Yetişkin durumu; Şu andaki gerçeğe uygun olan ve diğer iki kategoriden özerk duygu, düşünce ve davranış örüntüleri takımı.

Şimdi bunlar ne demek ve bu bilgilere göre siz, ebeveyn olarak Ayşe’nin annesi gibi davrandığınızda, Ayşe’nin hayatını nasıl etkilemiş oluyorsunuz?

Anne, baskın ve olumsuz eleştirel ebeveyn ise, ki öyle görünüyor, o zaman Ayşe, birey seviyesinde kendi kararlarını kendisi alamıyor ve bunun farkına varmıyor. Neredeyse her yaptığı seçimde ya da aldığı kararda bir huzursuzluk, kendine ait olmayan bir şey hissediyor; ancak bunun nedenini anlayamıyor ve sürekli iç çatışma yaşıyor. Bununla birlikte, kendine ait sınırlarını belirleyemiyor; bu durumda elbette insanlar Ayşe’ye onun istemediği şekilde davranabiliyor; Ayşe, “Benim istediğim gibi olmazsan seni sevmem.” mesajını burada da çalıştırıyor ve dostluklarında kırılabiliyor. Özel hayatında ise bu, bağımlı ilişkilere kadar gidebiliyor. Sağlıklı durumu, yani”yetişkin durumu”nu bilmediği için (çünkü ona hala çocuk gibi davranılıyor) hayatla ve zorluklarla başa çıkarken çok hırpalanıyor; içsel olarak çocuk modunda olduğu için, en ufak bir şeyde ağlıyor, sızlanıyor, şikâyet ediyor ve her şey ona ağır geliyor.

Elbette ebeveynler bu davranışları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiyorlar. Onların da bildiği, öğrendiği ve deneyimlediği yol bu! Ancak artık bazı şeylerin farkındayız; bu konularla ilgili daha çok okuyor ve bunlara daha çok dikkat ediyoruz. Peki, ne yapmak lazım?

Çocuğunuzu bireyselleştirin, onun birey olduğunu önce siz kabul edin ve ona öyle davranın.Yanlış kararlar verebilir, hele ki ergenlikte hormonlarının etkisi ile uçlarda yaşayabilir ve öyle davranışlar sergileyebilir. Ergenlik, bir bireyi kazanma ve kaybetme konusundaki en kritik birkaç noktadan biridir. Ona şu mesajı verebilirsiniz; “Dünyanın en yanlış şeyini de yapsan, biz senin anne babanız. Seni bu hayatta koşulsuz seven iki kişiyiz. Sana olan sevgi ve saygımızı hiçbir şey etkilemeyecek. Seçimlerinin artılarını ve eksilerini tecrübemiz kadarıyla sana söyleyeceğiz, devamında kararı sana bırakacağız ve her neyi seçersen seç, sen istediğin sürece, seslendiğin anda yanında olacağız.

Çocuklarınızın kendilerini tanımalarına, fark etmelerine, kendilerini ifade etmelerine izin verin, onları can kulağı ile dinleyin, dikkatlice gözlemleyin. Ergenlik, onların kendilerini en yüksek oranda ifade etmek ve kabul görmek istedikleri bir dönemdir. Kendilerini bulmalarına yardımcı olun ve izin verin. Her zaman onlara yaşatacağınız koşulsuz sevgi ve ergenlik döneminde göstereceğiniz sabır, tüm ailenize güzelliklerle dönecektir.

Bolluk, bereket ve yıldızlar kadar şans sizinle olsun…

Kaynak:

Psikolojide İşlemsel Çözümleme Yaklaşımı Transaksiyonel Analiz – Prof. Dr. Füsun Akkoyun (Nobel Yayın – 3. Baskı)

Yasal Uyarı: Her hakkı www.superergen.com’a ait olan özgün içerik, Fikir ve Sanat Eserleri ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. http://www.superergen.com adresine çalışır durumda link verilerek alıntı yapılabilir.