Yazan: Ece Gökyar – 07.11.2016

Ahmet’le Ayşe’nin hikâyesini bilir misiniz?

Onlar, bırakınız ergenliği, çocukluğun dahi keyfini süremeden annesiz kalmış, babalarının ilgisizliği sonucu yarı felçli dedeleriyle yaşamak zorunda olan 9 ve 7 yaşlarında iki kardeştir.

Yaşına göre üstlendiği ağır sorumluluklara karşın tüm kardeşlere örnek olacak tavırlar sergiler Ahmet. Hem ebeveyn hem kardeş hem arkadaş, yani bir bakıma umudun adı olur hayat karşısında henüz çok şaşkın ve kırılgan olan Ayşe’ye. Elbette dedesine de, tıpkı kardeşi gibi istemeden de olsa, biraz can yoldaşı, biraz da ayak bağı.

Olgunluğuna, fedakârlığına, efendiliğine imrenilmeyecek gibi değildir. Gönül ister ki, dünyadaki değil sadece çocuklar, tüm yetişkinler de aslında kardeş olduklarını hatırlayıp, uzatmasınlar aralarındaki gereksiz çatışmaları, anlamsız savaşları.

Ahmet ve Ayşe’nin arasındaki kardeş ilişkisi, zorlu bir yaşam savaşı vermiyor olsalar pek tabii sıradan bir hal alabilirdi. Ne var ki onlar, mevcut koşullar gereği birbirine sıkı sıkıya kenetlenen, neredeyse biri olmadan diğerinin yaşamaya devam edemeyeceği iki kardeştir.

Çok uzaklardan değil, tam da ülkemizdeki yaşanmışlıklardan uyarlanarak hazırlanan 2009 yılı yapımı bol ödüllü bir filmin iki karakteridir onlar [1].

Kardeş demişken…

Haklısınız, kardeşlerden her daim anlaşma ve uyum beklenir ancak gerçek hayat hiç de öyle olmaz…

Bizzat bu yazıyı hazırlayan bir anne olarak ben de, ikinci çocuğumun doğumuyla birlikte şu dileklerde bulunduğumu gayet iyi bilirim; “Kılına dahi zarar vermeyecek kadar çok sevsinler birbirlerini.” Açıkçası pek iddialı bir dilek gibi dursa da, üzerinden 10 yıl geçen bu cümlenin hala arkasındayımdır ve sabırla o günleri beklemeye devam etmekteyim.

Evet, insanın kardeşinin olması iyidir güzeldir ancak yanı sıra özünde kıyasıya çekişme, kıskançlık, kavga ve sonuçta bizzat kardeşe ve çevreye karşı hissedilen olumsuz duyguları da barındırır.

Kısacası, kardeş olmak az ya da çok rekabet etmek demektir.

Hemen her yaşta, isterseniz ömrünüzün sonuna yaklaşıyor olun, eğer bir kardeşiniz varsa başınız bir miktar ağrıyacak demektir.

Eğer bir ailede birden fazla çocuk varsa, kardeş rekabeti de gündemden düşmeyen bir konu maddesi haline gelecek demektir.

Hal böyle olunca, ebeveyn olarak yine eşsiz bilgilerle sarıp sarmalanmak ve bu bilgileri günlük hayata derhal uygulayabilir olmak demektir.

Sözün burasında biraz soluklanıp konuyu sevgili ergenimize getirelim.

Acaba bir ergen için kardeş ne ifade eder?

Kimi uzmanlar, özellikle kardeşler birbirine yaşıt değilse, ergenin kardeşini pek de umursamayacağını söylemektedirler. Hatta onu bir yük ya da bir parazit olarak algılama ihtimalinin yüksek olduğu dahi belirtilmekte (Özellikle küçük kardeşin sorumluluğu yaşça daha büyük olduğu düşünülerek evimizin sevgili ergenine verilmişse!). Elinde daha fazla imkân olan ergenlerin ise bir miktar kendilerini bulana dek genellikle kardeşleriyle araya belli bir mesafe koydukları söyleniyor. Öte yandan, yaşları yakın iki ergen kardeşte de mutlak bir yol olmamakla birlikte, bazen rekabetin bazen de yakınlığın ve hatta suç ortaklığının olduğu durumlar görülebilirmiş [2].

Yaş aralıkları ne olursa olsun yaygın görüş, kardeşler arasındaki rekabetin bir dereceye kadar olumlu olduğu yönünde. Bir şeylere ulaşmak için elinden gelenin en iyisini yapmak, mücadele etmek ve daha iyi olmaya çalışmak rekabetin iyi tarafları.

Kardeşler arası çekişme, kavga ya da kıskançlığın, özellikle ergenliğin her aşamasında olduğu gibi,gerçek hayatın yani yetişkinliğin bir provası olduğunu düşünmek en iyisi.

Karşıdakinin gücünü sınama, kendini kontrol etme, sınırlarını belirleme, empati duyma, mevcut olanı paylaşma, işbirliği ve uzlaşma.

Bir yetişkinin gündelik hayatta öğrenmiş olması beklenen bu adımların gerçekleşmesi, bir aile ortamında elbette çoğu zaman ebeveynlerin uygun şekilde davranması ile mümkün olabilmektedir.

Pekâlâ, ebeveynler olarak çocuklarımız arasındaki kardeş çekişmesini nasıl verimli şekilde yönetebiliriz? Nasıl adil ve yapıcı bir tavır sergileyebiliriz? Her şeyden önce nasıl sakin kalabiliriz?

Önce ufak ama pek değerli bir bilgi verelim; Her ne kadar görünümüyle bir yetişkini andırsa da aslında ergenler en basit meselelerde dahi küçük bir çocuktan farksız tepkiler verebilirler. Bu gerçeği akılda tutmak bir ergen ebeveyni olmanın temel kurallarından biridir.

Ergen, ne çocuk ne yetişkindir. Hatta bazen çocuk bazen yetişkindir.

Misal olarak ergen, mantıklı bir konuşmayı takiben brokoliden nefret ettiğini belirterek sofrayı terk etmeye kalkabilir.

Ya da bin kere uyarmanıza rağmen sürahideki suyu bitirip içine yeniden su doldurmadan odasına çekip gidebilir.

Ya da konumuz kapsamında bir örnek vermek gerekirse, basit bir eşyanın paylaşılamaması yüzünden kardeşiyle kıyasıya tartışıyor olabilir.

Şimdi soruyoruz, az evvel verdiğimiz ergenle ilgili minik püf noktasını dikkate aldığınızda, bu tip durumlarda ergen yavrunuza nasıl davranırsınız?

Kaç yaşına geldin hala daha bebek gibi davranıyorsun” mu dersiniz?

Yoksa

Kardeşinle yaşadığın çatışmaların keyfini kaçırdığının farkındayım. Unutma ki yaşadıklarınız ilerde güzel birer anı olacak” mı?

Kardeşler arası rekabetle ilgili söylenecek pek çok şey var, sırası geldikçe bu konuda hepimizin içini rahatlatacak bilgiler paylaşmaya devam edeceğiz.

Ancak hep aklımızda olsun ki, kaç yaşında olursa olsun çocuklarımıza vermemiz gereken en önemli mesajlardan biri aynı takımda yer aldıklarıdır. Zira mutlu bir aile, işbirliği, dayanışma ve kardeşlik duygularını benimsemiş, sevgi dolu bireylerden meydana gelir.

[1] Mommo – Kızkardeşim (Yazan ve Yöneten: Atalay Taşdiken)

[2] Prof. Dr. Yankı Yazgan – 99 Sayfada Ergenlikten Gençliğe  (T. İş Bankası Kültür Yayınları – IV. Basım, Şubat 2015)