Yazan: Sibel Şensu – 1 Ağustos 2017


Paul Klee, 1879 yılında İsviçre’nin Bern şehrine yakın Münchenbuchsse kasabasında doğdu. 

Ekspresyonizm, Kübizm ve Sürrealizm akımlarının etkisi altında, insanlığa özgün bir sanat tarzı armağan etti. 



Klee, renklere hayran, renklerle oynamakta usta, renkleri anlamaya çalışan bir sanatçıydı. Renk teorisi konuda birçok araştırma yaptı ve kitaplar yayınladı.

Babası Alman olup bir müzik öğretmeniydi; annesi ise şarkıcılık yapmaktaydı. Küçük Paul müzikle dolup taşan bir evde büyümekteydi. Sekiz yaşına gelince annesi O’na ilk boya kalemlerini hediye etti. Bu, uzun bir resim serüveninin ilk adımı oldu. Ergenlik döneminde hayatında resim giderek önem kazandı ve müziğin önüne geçti. Ancak Paul için müziğin değeri hiçbir zaman yok olmadı ve müziği resmetme çabasına dönüştü. 

Paul Klee, resim eğitimi aldıktan sonra Alman ekspresyonistlerine katıldı. Wassily Kandinsky ve Franz Marc’ın kurduğu ünlü Der Blaue Reiter (Mavi Süvari) grubunda yer aldı. 1914’de Tunus’a gitti. Bu gezi, sanatında bir dönüm noktası oldu ve renklerle ilgili duygularını güçlendirdi. Giderek rengi fiziksel öğelerden ayırdı ve onu kendi başına kullanmaya başladı. Böylece abstrakt (soyut) sanata doğru ilerledi.  



Soyut formlar, semboller, geometrik desenler, harfler ve hatta sayılar kullanarak, hayal gücünün, şiirin, müziğin, edebiyatın ve çevresindeki dünyaya tepkilerinin resmini yapmaya çalıştı. 

Eserlerine ruhsal durumuna ve mizah anlayışına göre ilgi çekici isimler koydu. 

Suluboya, pastel boya, mürekkep, yağlı boya gibi çeşitli boya malzemelerini tuval, çuval, keten, şile bezi, mukavva, metal folyo, dokuma gibi pek çok eşya üzerine uyguladı.

1920’de Bauhaus okuluna katıldı. Mimarive endüstriyal dizayn okulu olan Bauhaus içinde, sanat bölümü de vardı. Klee’nin 10.000 kadar çalışmasının neredeyse yarısı, Bauhaus’ta öğretmenlik yaptığı on yılda ortaya çıktı.


1931 ile 1933 arasında Klee, Dusseldorf’ta bulunan Güzel Sanatlar Akademisi’nde ders verdi. 1933’de Naziler Klee’nin yapıtlarını “dejenere” olarak nitelendirince, Klee Bern’e geri döndü. Bundan sonra, Avrupa’nın yaşadığı savaş döneminin sanatına yansıdığı ve eserlerinde parlak renkli tonlar yerine siyah çizgilerin yer almaya, formların daha kabalaşmaya ve basitleşmeye başladığı görülür.

Bu yıllarda skleroderma denen, deride kalınlaşma ve sertleşme ile seyreden bir hastalığa yakalandığı anlaşıldı. Bu hastalık çalışmasını giderek zorlaştırdı. 



Son yıllarını Bern’de geçiren Klee 1940’da, kırk yıllık kariyerinden geriye binlerce eser bırakarak hayata veda etti.

İşte bu resim dehasını tanımamıza yardım edecek birkaç çalışması;

Kaynaklar: 

  1. http://www.metmuseum.org/toah/hd/klee/hd_klee.htm
  2. http://www.tate.org.uk/art/artists/paul-klee-1417
  3. https://www.bauhaus100.de/en/past/people/masters/paul-klee/
  4. http://www.paul-klee.org/
  5. http://sanemucar.blogspot.com.tr/2010/04/paul-klee.html

Yasal Uyarı: Her hakkı www.superergen.com’a ait olan özgün içerik, Fikir ve Sanat Eserleri ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. http://www.superergen.com adresine çalışır durumda link verilerek alıntı yapılabilir.