Kişisel Gelişim

Günün Sohbeti: Deniz Göktürk Kobanbay ile Sanat Yönetmenliği Üzerine

Söyleşi: Ece Gökyar – 13 Mart 2017

Deniz Göktürk Kobanbay, Türkiye’de çekilen uzun metrajlı birçok yabancı ve yerli filmin ve onlarca reklamın Sanat Yönetmeni…

Oscar ödüllü Argo ve Tinker Tailor Soldier Spy (Köstebek) gibi filmlerin yanı sıra, Two Faces Of January (Ocak Ayının İki Yüzü), 8 Saniye, Will (Babam İçin) ve son olarak İstanbul Kırmızısı’nın “Prodüksiyon Tasarımını” ya da daha bilinir bir ifadeyle “Sanat Yönetmenliğini” yapmış bir isim. 

Kendisi Süper Ergen’de, ebeveynler ve bu alana ilgi duyan gençler için çok değerli bilgiler paylaştı. 

Sanat yönetmenliğini yaptığı filmlere ait görseller eşliğindeki söyleşimizden, umuyoruz ki, sizler de keyif alırsınız. 

Sevgili Deniz, “Sanat Yönetmenliği”, kulağa hoş gelen, ancak bize göre, biraz da gizemli bir kavram… Şöyle gizemli; sanki masallarda, çok ortalarda dolaşmasa da, yine de varlığını bir şekilde hissettiğimiz, sihirli asasıyla dokunduğu her yeri değiştiren ya da hayal edileni gerçekleştiren bir peri gibi…

Ne dersiniz, sohbetimize buradan başlayalım mı? Kendinize özgü bakış açınız ve yılların deneyimiyle bize bu işi tanımlar mısınız? Kimdir sanat yönetmeni? Ve sanat yönetmenliği bir ünvan mıdır yoksa meslek mi?

Sanat yönetmeni (Production Designer), üstlendiği projenin yönetmenle beraber görsel ve duygusal yol haritasını belirleyen kişidir. Projenin sahne sahne duygusal alt metnini analiz eden ve bu doğrultuda tüm görsel tasarımı oluşturan kişidir. Elbette bu dünyayı kurabilmek için farklı iş kollarından ekipleri bir araya getirir ve bu doğrultuda yapılacak işlerin organizasyonunuve bütçelendirilmesini yönetir.

Sanat, geniş kapsamlı ve oldukça derinlere uzanan bir konu… Sanat yönetmenliği söz konusu olduğunda, belli alanlarda bir uzmanlaşma var mıdır; yoksa bir sanat yönetmeni, sanatın her alanında arzu edilen performansı sergileyebilir mi?

Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Dekoru ve Kostümü Bölümü mezunuyum. Aldığım temel sanat eğitimi çok kapsamlıydı. İyi bir sanat yönetmeni olabilmeniz için öyle olmak zorunda.

Torna makinesinde çalışmaktan, heykel yapmaya birçok konuyu deneyimledim. Bu, birçok alanda performans sergilememe olanak sağlayabilecek bir formasyon. 

Esasında sanat yönetmenliğini tercih etmemin sebebi, birçok farklı alanı içinde barındırması…Bir film yaparken, bir anda kendinizi dev bir resim yaparken, marangozhanede çalışırken veya masa başında dramaturji çalışırken bulabiliyorsunuz.

Bir sanat yönetmeni nasıl yetişir, hangi eğitimleri almış olmalıdır? Ve eğitim tamamlandıktan sonra size göre bir sanat yönetmeninin kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması nasıl bir süreci gerektirir?

Sahne Dekoru ve Kostümü Bölümü mezunu olmak büyük bir avantaj; ama iç mimarlık, mimarlık, endüstri tasarımı, hatta sinema televizyon mezunu çok başarılı meslektaşlarım var. Bunlara ek olarak, hiç eğitim almamış ama uzun süre önemli sanat yönetmenleriyle çalışmış çok başarılı arkadaşlarım da var. 

Mesele neye aşk duyduğunu keşfetmekte… Onu yakaladığınız anda önünüze hiçbir engel çıkamaz. 

Mesleğimde, tecrübeyi çok önemsiyorum. Bu yüzden, uzun süre sanat yönetmeni asistanlığı yapmış kişilerin çok daha başarılı olduklarını düşünüyorum. Ben de onlardan biriyim.

Her iş dalı için geçerli olan bir kuralda, kendini sürekli yeni bilgilerle donatmak… Peki, bir sanat yönetmeni kendisini nasıl geliştirmelidir? Sizin bu konudaki yaklaşımlarınız nasıldır, neleri hayatınıza mutlaka almak ya da öğrenmek istersiniz?

O kadar geniş kapsamlı bir birikim ve bakış açısı  gerektiriyor ki… Bakmaktan ziyade görmenin çok büyük önemi var. Teknik becerilere, günümüz dünyasında ulaşmak çok kolay… 

Bugün yaşadığım bir şeyi örnek vereyim; yolda yürürken 5-6 tane 11-12 yaşlarında mendil satan çocuk gördüm. Bir tanesinin yüzünün yarısı yanmıştı ve müthiş bir enerjiyle arkadaşlarıyla şakalaşıyordu. Hali tavrı diğerlerinden çok farklıydı. Bir süre peşlerinden gittim ve çocuğu ezberlemeye gayret ettim. Bir sonraki filmimde muhakkak, arka planda da olsa, tüm detaylarıyla o çocuğu koyarak, doğru yerde bir alt metin oluşturmak isterim. 

Veya yıllar önce dinlediğim bir müziği, üç proje sonra yönetmene önerebilirim. Gördüğüm, duyduğum her şeyi, üzerimde yarattığı etkiyle ezberlemeye çalışıyorum. Film seyretmek, müzik dinlemek, tasarımcıları takip etmek, mimari ve iç mimariyle ilgilenmek, bana göre zaten olmazsa olmazlarımız.

Biraz da işin nasıl yapıldığından bahsedelim mi? Bir projeye dahil olduğunuz andan itibaren sizi nasıl bir hayat bekler? Projenin ön hazırlıkları sizin için ne anlama gelir? Ve bu süreç genellikle ne kadar sürer?

Çok yoğun ve yorucu. Öncelikle benim yaptığım iş, bir ekip işi. 

Eğer çok başarılı ve en az benim kadar projeye inanan bir ekibim olmazsa, ne kadar çabalasam da iyi sonuç almam çok zor olur. Bu yüzden, senelerdir mesleki yol arkadaşlarımın çoğu değişmez. Projenin ihtiyacına göre bir ekip kurarım ve projeyi ekibimle birlikte bütçelendiririz. 

Eş zamanlı olarak, yönetmene benim filmin asıl gördüğüme dair mood board’lar ve çizimler hazırlarız. Yine eş zamanlı olarak, mekan ekibiyle mekan gezileri yapıp mekan seçimlerimizi yönetmene sunarız. Tüm bunlar üzerinde mutabık kaldıktan sonra mekânların hazırlığı başlar. Yine eş zamanlı olarak, oyuncularla okuma provalarına katılırım. Kostüm ve saç – makyaj ekibiyle hep entegre çalışmamız gerekir. 

Her projenin hazırlık süresi farklıdır. Ön hazırlık süreci benim için en kıymetli süreç. Eğer bu süreci verimli ve üretken geçirirsek, çekim esnasında zorlukla karşılaşmayı beklemeyiz.

Ön hazırlıkların tüm ekip için tamamlandığını ve çekimlerin (ya da projenin) başladığını varsayalım. Bu aşamada nasıl bir çalışma temponuz vardır? Bize biraz çalışma düzeninizi anlatır mısınız?

Ekiplerimi hep gruplara ayırırım. Hazırlık ve çekim sanat ekibi iki ayrı grup olarak çalışırlar. Hazırlık ekibi, sonraki günlerde çekilecek mekanları hazırlarken; çekim ekibim, sürekli sette mekan – aksesuar devamlılığını ve”action props” dediğimiz, oyuncuların birebir kullandığı aksesuarları takip ederler.

Bu alanda başarılı bulduğunuz ya da esinlendiğiniz kişiler var mıdır? Ve bir sanat yönetmeni gözüyle, beğendiğiniz filmlerden örnekler vermek ister misiniz?

Danish Girl: Eva Steward, The City of Lost Children: Jean Rabasse, Amelie: Aline Bonetto, Inseption: Guy Hendrix Dyas, çok beğendiğim production designer’lar.

İçinde yer aldığınız bir yapımın beğenilmesi, alkışlanması gurur verici olmalı. Ödüller sizin için ne anlam ifade ediyor?

Benim hep yaptığım işleri izlediğimde, eksikler bulmak ve daha iyi olabileceğini düşünmek gibi bir huyum var. Film bittikten sonra seyrederken, çok hata buluyor ve beğenemiyorum yaptığım işi. Bu sebeple ödül veya adaylıklar, yanıldığımı ispat ediyor bana.

Yaptığınız işle ilgili hayalleriniz ya da yeni projeleriniz var mıdır desek…

Bugüne kadar daha çok  yabancı prodüksiyonlarla çalıştım. Avrupa ve Amerikan iş yapış stili, benim işimi yapma şeklime daha uygun ve mesleki olarak çok daha fazla alan tanıyor. Dolayısıyla daha fazla enternasyonal projede yer almak hedeflerim arasında.

Bir söyleşinizde, sizden dört yaş büyük ve sosyoloji okuyan ablanızı kopya hazırlarken gördüğünüzde çok canınızın sıkıldığını ve “Lise gibi kopya çekmekle uğraşacaksak, ben üniversite filan okumuyorum.” dediğinizi, bunun üzerine ev halkının panik olduğunu ve devreye iyi bir mimar olan amcanızın girdiğini söylüyorsunuz. “Amcam önüme üç bardak koydu. ‘Çizsene bunları’ dedi. Sonra da beni akademiye yönlendirdi.” 

Hikayenin sonu hoş; Güzel Sanatlar Akademisi Sahne Dekoru ve Kostümü Bölümü’nde eğitim alıyorsunuz. Belli ki amcanızın mimar olup, yeteneğinize göre sizi yönlendirmesi çok isabetli bir tavır olmuş. Peki, aynı zamanda bir anne olarak siz, ailelere çocuklarının geleceği için nasıl bir yaklaşım sergilemelerini önerirsiniz?

Ben, tüm ortaokul ve lise hayatımı profesyonel voleybolcu olarak spor bursuyla okuyarak geçirdim. Kendim de dahil olmak üzere çevremdeki herkes, uzun yıllar boyunca ileride sporla hayatımı kazanacağımı düşündü. Bir şey oldu ve son iki sene çok sevdiğim voleyboldan artık zevk almaz oldum ve yukarıda bahsettiğiniz hikayeyle hayatımda yapmayı en çok sevdiğim şeyi buldum. 

Çocuklarımızın bugün yaptıkları şeyleri, asla yarına yatırım veya gelecek planı olarak görmeyin. Bizlerin onlara öğreteceği en temel öğreti, bir şeyleri çok seviyorsa yapmaya devam etmesi. 

Aşk duymadan kimsenin herhangi bir konuda başarılı olabileceğine asla inanmıyorum. Aşkla spor yaptığım için spor bursuna layık görüldüm ve o aşkım bir gün bitti. 

Şimdi aşkla işimi yapıyorum ve o yüzden çalıştığımı fark etmiyorum. Çok tutku duyduğum bir şeyin karşılığında bana para ödüyorlar aslında. 

Oğlum Alp, bu yıl davul çalmayı çok seviyor; seneye buz hokeyine aşık olabilir. Zevkle ve isteyerek yaptığı her şeyi en iyi şekilde yapacağını biliyorum, ne olduğunun hiçbir önemi yok…

Bu keyifli söyleşiyi sonlandırmadan önce, Deniz Göktürk Kobanbay’dan bir ricamız daha var; 

Sinema konusunda deneyimli bir kişi olarak, 10 yaş ve üstü gençlerimiz için 10 filmlik bir “İzlesen Süper Olur” listesi oluşturması. 

İşte önerileri:

1) E.T

2) LE BALLON ROUGE

3) INSIDE OUT

4) MUNE

5) HUGO

6) WALL-E

7) RATATUY

8) SCISSORHANDS

9) EJDERHANI NASIL EĞİTİRSİN?

10) ZOOTOPIA

Sevgili Deniz Göktürk Kobanbay’a tüm paylaşımları için çok teşekkür ediyor, sizlere de çocuklarınızla birlikte iyi seyirler diliyoruz.

Yasal Uyarı: Her hakkı www.superergen.com’a ait olan özgün içerik, Fikir ve Sanat Eserleri ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. https://www.superergen.com adresine çalışır durumda link verilerek alıntı yapılabilir.

Comments are Closed

Theme by North London MEDIA LTD.