Anasayfa, Gündüz Saka İle Yaşama Dair

Ruhsal Gelişim – Aydınlanma ve Temel İlkeler – 3 / Farkındalık

Yazan: Gündüz Saka – 15 Eylül 2022

Bir önceki yazımızda ruhsal gelişim veya diğer tanımıyla ‘aydınlanma’ sürecini konuşurken ilk adım olarak ‘değişim’ konusunda düşüncelerimi paylaşmıştım. Hayatımızda yeni bir şeyin değişmeye karar vermemizle ve bu değişime niyet ederek başladığını ifade etmiştim.

Ruhsal yolculuğumuzda diğer adımlar bu adımla başlıyor. Bazen kendi bilincimizle değişime başlıyoruz, bazen de yaşanan bir olumsuzluk nedeniyle oluşan bir açılım veya kurtulma isteği sonucunda değişmeye karar veriyoruz.  İşte bu karardan sonra ikinci adım geliyor; ‘FARKINDALIK’.

FARKINDALIK

Ben kırk iki yaşımda, “farkındalık” kelimesi ile karşılaşıp, konu hakkında bilgilenmeye başlayınca – hiç abartmıyorum – biraz içim burkuldu. Geriye dönüp hayatıma baktığımda, çok az şeyin farkında olarak yaşadığımı, ama birçok şeyi de farkında olamadan kaçırdığımı gördüm. Çok fazla detay atlamışım yaşama dair. Doğal olarak da bir sürü güzelliği yaşayamadan, geçip gitmişim. Aradaki farkı şimdi daha iyi anlıyor ve daha farkında olarak yaşamadığım için neleri kaçırdığımı net görebiliyorum.

Ruhsal yolculuğa ilk adım farkındalıkla atılıyor. Bu yolculuk, özünde bir değişim süreciyse, fark etmemiz gereken öncelikli konu; değişmemiz gerektiğini fark edip, anlayıp, kabul etmemizdir.

Yaşadıklarımız hayatın doğal akışı ve bizim yapabileceğimiz bir şey yok” diye düşünüyorsak, harekete geçmek için bir nedenimiz bulunmuyor. Nehirde sürüklenen bir saman çöpü gibi su bizi bir yerlere sürüklüyor. Böylece dünyaya geldiğimiz gibi gidiyor ve güzelliklerle yaşanabilecek kocaman bir hayatı harcamış oluyoruz. Bu nedenle, “ben artık değişmeliyim” denmesinin, en önemli farkındalık ifadesi olduğunu düşünüyorum.

Yaşamın, çok sayıda küçük detayın bir araya gelmesi ile oluşmuş yapısı ve işleyişi bulunuyor. Tüm akışı bir anda anlayarak ve önceden görerek adımlar atmamız mümkün olmuyor. Bizler de genellikle yaşam içindeki küçük detayları fark edip anlayarak ve gereğini yaparak seçimlerimizi şekillendiriyor ve sonuçlarını yaşıyoruz. Böylece birçok küçük olayın bir araya gelmesiyle hayatımız şöyle veya böyle şekilleniyor. Örneğin, çocuğumuzun bir sorusuna televizyondan başımızı kaldırıp cevap vermek veya vermemenin, eşimizin yaptığı yemeği yedikten sonra “eline sağlık” demenin veya dememenin, arkadaşımızın yüzündeki dalgın hali görüp neyin var diye sormanın veya sormamanın sonuçlarını yaşıyoruz.

Dolayısıyla yaşamımızı şekillendiren en önemli konu; çevremizde yaşanan olayların ne kadarının farkında olduğumuz ve bunlara doğru tepkiler verip veremediğimiz konusudur. Şayet çevremizdeki detayları yeteri kadar fark eder ve doğru tepkiler verirsek, yaşamın olumlu tarafında kalıp hayatımızı daha keyifli sürdürebiliriz. Aksi halde yaşamın unsurları bizi, istemediğimiz bir şekilde ruhsal ve fiziksel anlamda, biraz da hoyratça dokunarak, yönlendirmek zorunda kalıyor. Bu da bizim için sıkıntılı bir hayat anlamına geliyor. Sonuç olarak, çevremizdeki hayattan soyutlanmadan tüm detayları fark ederek yaşamamız mutlu ve keyifli bir yaşamın ön koşulu oluyor. 

Bunun da ötesinde asıl farkındalık; zihnimizdeki düşünceleri, özellikle de bir şeye tepki verirken, tepkimizi oluşturan duygu ve düşünceleri fark etmektir. Zihnimizden bir anda yüzlerce düşünce geçiyor. Biz bunların içinden bizi memnun edecek olanı seçmeyi isteriz. Yoksa herhangi bir duygu veya düşünce, bizler çok etkin olamadan kendini seçtiriyor ve bu düşünce davranışımızı belirliyor. Sonuçta da böyle bir süreçte oluşan davranışlarımızın toplamı hayatımızı şekillendiriyor. İşte bu nedenle zihnimizi ve işleyişini kontrol etmek yaşamımızın niteliği açısından son derece önemlidir.  Bu kontrolü ise sadece farkındalığımızı arttırıp, sakin kalıp, dinginleşerek yapabiliyoruz.            

Farkındalık; yaşamın detaylarını fark etmenin ötesinde, zihnimizden geçen düşünceleri fark etmektir.

Var olduğumuz anda bize yüklenmiş olan ve özümüzü oluşturan duygu ve düşünceleri olumlu olarak tanımlıyoruz. Sevgi, şefkat, merhamet, kendini sevmek ve değerli olma duygusu olumlu dediğimiz türden kodlardır. Bunların ötesinde, hırs, rekabet, öfke, korkular, kıyaslama gibi duygu ve düşünceleri ise olumsuz kodlamalar olarak ifade ediyoruz.

Yaşam bizim düşüncelerimiz ile şekillendiği için, düşünce sistemini oluşturan duygu ve düşüncelerimizin niteliği çok önemlidir. Yani duygu ve düşüncelerimizin olumlu veya olumsuz olması, aslında en temelde hayatımızın niteliğini şekillendiren konuyu oluşturuyor.

Herhangi bir düşünceyi zihnimizden geçerken veya kendini seçtirmeye çalışırken fark edip yakalamak aydınlanma açısından çok önemlidir. Çünkü bu noktada zihnimizi, dolayısıyla da hayatımızı kontrol etme sürecini başlatmış oluyoruz. Ruhsal gelişim sürecinde yol alırken özellikle olumsuz bir düşünceyi fark edebilmemiz gerekiyor ki, zihnimizi kontrol altında tutup, o olumsuz düşünceyi davranışımız haline dönüştürmeyelim. Farkındalığımız zayıf olursa, varlığından haberdar olmadığımız olumsuz bir kodlamayı zihnimizden temizleme çabasına girmeyiz ve hayatımıza olan olumsuz etkilerini yaşamaya devam ederiz.

Farkındalığımızın gelişmesi için önce her konuda olduğu gibi niyet etmeliyiz. Niyet etmek zihinde yeni bir düşünce alanı oluşturma anlamına geliyor. Bu alan, düşüncelerimizi daha zihnimizde şekillenmeye başlarken fark etmemize yarayacak bir kontrol mekanizması gibi çalışmaya başlıyor. Bir uyaran karşısında olumsuz düşünce zihnimizde öne doğru hamle yapınca uyarı mekanizması gibi bu düşünce tetikleniyor ve odağımızı zihnimize ve o düşünceye yönlendiriyor. Sonra bize, fark ettiğimiz o olumsuz düşünceyi tercih etmemek ve yerine olumlu bir düşünceyi servis etmek kalıyor. Farkındalığımızın bu yönde gelişmesi devam ettikçe, zihnimiz üzerindeki etkimiz de artmaya başlıyor. Başta fark etsek de engelleyemeyip söylediğimiz bir söz bir süre sonra daha ağzımızdan çıkmadan fark edilip engellenebiliyor. Sonuçta daha bilinçli bir yaşam ortaya çıkıyor.

Bu yatkınlık tamamen pratik yapmak ve kararlılıkla ilgili bir özelliğe sahip. Bu konuda çalıştığımız sürece başarısızlık diye bir şey söz konusu olmuyor. Çalışıp bilinç seviyemizi yükselttikçe sadece zihnimizde var olanları fark etmenin ve arındırmanın ötesine geçip, zihnimizin olumsuz düşüncelerle kodlanmasını da engelleyebiliyoruz. Böylelikle bir taraftan doldurup, bir taraftan boşaltma süreci bitiyor ve sadece doğru düşüncelerin zihnimizde yoğunlaşması sağlanıyor.

Kısaca farkındalık, duygu ve düşüncelerimiz dolayısıyla zihnimiz üzerindeki kontrol gücümüzü arttırıyor.

Daha önce de ifade ettiğim gibi, farkındalık kavramına yaşamın detaylarını fark etme becerisi olarak bakabiliriz. Dolayısı ile çevremizdeki her şeye duyarlı olmak, olabildiğince fazla detayla ilgili düşünmek ve bu düşünceleri farkında olarak yoğun enerji ile zihnimize kaydetmek çok sayıda bilgiyi zihnimize depolamamız demektir. Bu bize ihtiyaç duyduğumuz anda birçok seçenekten bizim için en doğru olanı seçme yetisi kazandıracaktır. Zihnimiz daha çok bilgi ile donatıldığında, hayata ve yaşananlara sadece bize gösterilen bir noktadan değil, çok daha fazla noktadan bakabilme, yani daha bilinçli olma halini kazanmış olacağız. 

Farkındalığımızı geliştirebilmek için öncelikle soru sorma becerisini geliştirmek faydalı oluyor. Daha önce de dediğim, gibi ben kırk iki yaşımda başladım soru sormaya. Sorular ve soru sormak, bizleri, zihnimizin dar kalıplarından sıyırarak daha geniş alanlara çıkarıyor ve özgürleşmeye götürüyor. İnsanlara ve kendimize sorular sorarak yaşamda kontrolü ele alabiliyoruz.

Farkındalık soru sormayla başlıyor ve gelişiyor.

Hadi gelin! Biz de kendimize soralım, “Mutlu muyum?” diye. ‘Azıcık’ veya ‘Bu koşullarda daha ne olsun’, ‘Etraf bu kadar kötüyken iyi olsam ne olur’ gibi yorumları bir kenara bırakıp dürüstçe soralım kendimize. Hayatımızdaki olumlu, olumsuz, iyi, kötü dediğimiz her ne varsa tek tek gözden geçirelim. Eksikliklerimize, fazlalıklarımıza bakıp duygularımızı tartalım. Aklımızdan geçen duygu gerçekten hissettiğimiz mi, yoksa akımızdan geçen duruma uyum sağlayan, mantık içeren bir düşünce mi? Örneğin, eksik ve fazla yönlerini bildiğimiz bir kişiyi gerçekten seviyor muyuz? Yoksa sevilmesi gerektiğini düşündüğümüz bir kişi mi? Hayatta istediğimiz yerde miyiz veya hayatta olmak istediğimiz kişi miyiz? Bunları korkmadan soralım kendimize ve mümkün olduğunca doğru ve dürüst cevaplar verelim. Yanlış veya gerçek olmayan cevaplar o ana kadar olduğu gibi sonra da bizi yanlış noktaya taşıyacaktır.  Dolayısı ile soru sormaya, gerçekten kendimize karşı dürüst olmayı istiyor ve kararlıysak başlayalım. Yanlış ve çarpıtılmış cevapların kimseye faydası olmuyor.

Öncelikle, hayatta nerede olduğumuzu ve nereye gittiğimizi fark edelim. Ne yöne gittiğini bilmeyen bir kişinin hedefe ulaşması mümkün olmuyor. Hatta bir önerim daha olacak: Tüm bu ve benzeri çalışmaları yazarak yapalım. Derslerimden biliyorum… yazan ve not alan ile sadece dinleyen öğrencilerimin aldığı yol farklı oluyor. Ben kendimle ilgili bir konu olduğunda bu konu üzerine yazarak çalışmayı tercih ediyorum.

Sorularımıza verdiğimiz cevapların ne olduğundan çok bu cevaplarla ne yapacağımız önemli. Genellikle iki seçeneğimiz bulunuyor. Birincisinde bildiğimiz gibi yaşamaya devam ederiz, ikinci seçenekte ise eksiklerimizi görmeye başlar ve “mutluluk verici bir hayat için neler yapabilirim” diye düşünerek adım atmaya başlarız. 

İkinci seçenek bize kapıları açacak olan doğru seçimi oluşturuyor. İkinci seçeneği tercih ettiğimizde sürüklenmekten vazgeçip “kendi hayatımızı nasıl daha güzelleştirebiliriz” diye düşünmeye başlarız. Sonra nereye gitmek istediğimize karar vererek o yöne doğru yürümeye başlayabiliriz. Böylece, bu tutum da bizi, ister istemez, hayatı daha farkında olarak yaşamaya ve bütününü görmeye yönlendirir.

Şimdi başkalarının hayatını seyretmek yerine, artık kendimize odaklanma zamanı. Yaşamı dışardan izlemek yerine içinde olup yaşamaya başlamalıyız.

Şayet siz de ikinci seçeneği seçtiyseniz şimdi daha detaylı başlayabiliriz çalışmaya…

Yukarıda niyet ederek başlayalım demiştik ya. Hadi! İsterseniz niyet edelim.

Diyelim ki “Ben kendimi değişime açıyorum, bilincimi arttırmaya, bütün içindeki yerimi almaya ve farkındalığımı arttırmaya niyet ediyorum.”

Ben hayatı farkında olarak yaşamayı seçiyorum.

Sevgiyle kalın…

Yasal Uyarı: Her hakkı www.superergen.com’a ait olan özgün içerik, Fikir ve Sanat Eserleri ve Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. https://www.superergen.com adresine çalışır durumda link verilerek alıntı yapılabilir.

GÜNDÜZ SAKA’NIN “ETKİLİ İNSAN OLMAK” KONULU YAZILARI İÇİN TIKLAYINIZ.

Comments are Closed

Theme by Anders Norén